Son elli yıl içinde, İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) sektörü, daha sağlam bir yasal çerçeveye uyum sağlama konusunda büyük ilerlemeler kaydetti.
Son elli yıl içinde, İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) sektörü, daha sağlam bir yasal çerçeveye uyum sağlama konusunda büyük ilerlemeler kaydetti. Ancak, hızla değişen (çalışma) dünyamızda, riskler sürekli olarak çeşitleniyor ve evrim geçiriyor dolayısıyla bu durum yerleşik küresel İSG standartları için büyük bir tehdit oluşturmaya devam ediyor.
Uluslararası Çalışma Örgütü’ne (ILO) göre, dünya genelinde halen her yıl neredeyse 2.78 milyon insan işle ilgili hastalıklar ve kazalar nedeniyle zarar görüyor ve bu, günde yaklaşık 6000-7000 kişiye tekabül ediyor. Bu sayı karşısında temel soru aslında hala değişmiş değil: Şirketler, çalışanlarını korumak için sürekli değişen çalışma koşullarına nasıl uyum sağlayabilir ve yasal standartlar genelinde önemli iyileştirmeleri nasıl sürdürebilirler?
İSG alanında değişen topografyayı doğru anlamak bu soruya yanıt vermenin en önemli anahtarı. Önümüzdeki yıllarda insanların çalışma hayatının birçok yönden değişmesi bekleniyor; yeni teknolojiler, çalışma modelleri ve hatta yeni endüstriler ortaya çıkacak. Bu yeni çalışma dünyası, çalışanların sağlıklarını, güvenliklerini ve refahlarını iyileştirmek için birçok fırsatı beraberinde getirdiği gibi dünya genelinde önemli riskler ve zorluklara da gebe. Şirketler ile iş sağlığı ve güvenliği profesyonelleri açısından aşağıdaki kritik konuları takip etmek ve anlamaya çalışmak, geleceğe enerjik bir şekilde hazır olmak için elzem.
Yeni Teknolojiler
Avrupa İş Sağlığı ve Güvenliği Ajansı’nın (EU-OSHA) 2017’de yayınladığı raporunda Avrupa içerisindeki 2025’e kadar dijitalleşme vizyonu ve bunun çalışma dünyasına etkileri üzerine detaylı bir analiz yapılır. Analizde, bilgi ve iletişim teknolojilerinin (BİT) ve bunun yanında robotik ve yapay zeka (AI) gibi BİT destekli teknolojilerin önümüzdeki on yıl içinde çalışma dünyasının doğası ve çalışma sahası üzerinde büyük etkiler yaratacağı vurgulanır. Olası “dördüncü sanayi devrimi”nden sıklıkla bahsedilen raporda, bu yeni değişimin olası fayda ve zararları da ele alınır. Yeni teknolojilerin faydaları olarak, çalışanları tehlikeli ortamlardan uzaklaştırarak görevleri robotlara verme; giyilebilir teknolojilerle çevresel koşulları ve çalışanları izleme; veri analiziyle iş yeri tehlikelerini tahmin etme ve önleme; sanal gerçeklik (VR) ve artırılmış gerçeklik (AR) sayesinde tehlikeli senaryoları risksiz şekilde deneyimleme ve başarılı İSG uygulamalarını daha hızlı şekilde global düzeyde yayma gibi fırsatlar öne çıkarılır. Riskler ise esas olarak gece-gündüz çalışma ekonomisi, sürekli bağlantıda (online) olma, geleneksel çalışma hiyerarşilerinin ve iş yerindeki sosyal etkileşimin kaybıyla ilgili duygusal ve bilişsel yükler gibi psiko-sosyal riskler ve mobil cihazlar ile yeni insan-makine arayüzlerinin kullanımının artışıyla ilgili ergonomik risklerdir.
Sektörün geleceğine yönelik Arup ve IOSH’un ortak olarak hazırladığı Nisan 2024 tarihli raporundaysa, yeni teknolojilerin çalışma hayatındaki görevleri daha güvenli ve verimli bir şekilde yapmanın ilk koşulunu oluşturduğuna, hatta bazen geleneksel becerilerin imkan verdiğinin de ötesinde çıktılarla gerçekleştirme kabiliyeti sağladığına dikkat çekilir. Ayrıca iş teknolojilerinin yaygınlaşmasının aynı zamanda artan miktarda veri üretilmesi anlamına geldiği ve bu verilerin, örneğin öngörücü ve analitik bir yaklaşımla sağlık, güvenlik ve refah çıktılarını iyileştirmek için kullanılabileceği belirtilir. Bu minvalde söz konusu yeni teknolojiler ve dijitalleşme birçok fırsat sunarken, eş zamanlı olarak yeni etik, güvenlik ve fiziksel riskleri de beraberinde getirecektir. Bu risklerin bertarafı, ancak İSG profesyonellerinin, sağlık, güvenlik ve refah bağlamında yeni teknolojileri ve dijital araçları tanımlayıp uygulamaları, hızlı iyileştirmeler sağlamaları ve bu yeni riskleri yönetirken etkinliği değerlendirmeleriyle mümkündür. Buradaki teknolojilere dair (bkz. Tablo 1) detaylı açıklamalar ilgili Arup ve IOSH raporunda tek tek incelenebilir.
Yeni Çalışma Modelleri
Klasik istihdam (çalışma) modellerinde, işveren-çalışan arasında geleneksel bir ilişki hakimdir: İşveren çalışanlara iş güvencesi, ücret, tatil, yan haklar ve belirlenmiş bir çalışma programı sağlar; karşılığında ise çalışan, belirlenen şartlara, koşullara ve değerlere uyum göstererek emeğini ve şirkete bağlılığını sunar. Özellikle pandemiden sonra çeşitlenen evden, uzaktan ve esnek çalışma seçenekleriyle değişen istihdam modelleri, işveren-çalışan ilişkisindeki geleneksel birçok kavramı yeniden tartışmaya açmış durumda. Buna paralel olarak mevcut yasal düzenlemeler de yeni durumu çerçevelemekte zorlanabiliyor. Benzer şekilde, çalışan ve işverenler de yeni koşullara tam adapte olmuş değiller. Dolayısıyla kavramlar tartışılıyor ve yeniden tanımlanıyor. İşçi hakları ve sosyal haklar gibi temel birçok unsur bugün yeniden müzakere ediliyor, görevlerin ve özgürlüklerin sınırları yeniden tanımlanıyor. İşverenlerin çalışanlarına karşı iş yerinde olan sorumlulukları ve çalışan sağlığı, güvenliği ve refahı konularındaki operasyonları yeniden irdeleniyor ve yeni kavramsal tasarımlar yapılarak “modern” bir iş yeri oluşturulmaya çalışılıyor. Her geniş çaplı tartışmada olduğu gibi burada da çalışanlar açısından belli kazanımlar ve kayıplar var. Yani bu yeni modeller birtakım özgürlükler ile beraber belli başlı güvencesizlikleri de beraberinde getiriyor.
ILO’nun paylaştığı sayılara göre, 2019 yılında dünya genelinde yaklaşık 260 milyon evden çalışan işçi bulunmaktaydı. Bu sayı tabii ki COVID-19 pandemisinin ardından hem gelişmiş ülkeler hem de gelişmekte olan ülkelerde hızla yükseldi. Burada evde çalışma ile ortaya çıkan özgürlük alanı insanların pandemi sırasında sağlıklarını koruyabilmek adına daha steril ortamlarda bulunmaları, aileleri ile daha yakın kalabilmeleri ve onlarla ilgilenebilmeleri, evde iş düzenlerine göre kendilerine daha fazla vakit ayırabilmeleri ve şehrin karmaşasından uzak durmaları gibi avantajları içermektedir. Öte yandan bu model gelişmiş olan ülkelerde iş sağlığı ve güvenliği açısından daha iyi yönetilse de (ki burada da iş ile kişisel zaman arasındaki sınırların belirsizleşmesi gibi psiko-sosyal riskler çok artmıştır), gelişmekte olan ülkelerde özellikle Asya’da bu güvencesiz çalışma durumu büyük bir tehdit oluşturmaktadır: Tekstil, elektronik ve ev eşyası gibi endüstrilerin tedarik zincirlerinin en alt kademelerinde bulunan hane (evden) üretim operasyonları bu esnek çalışma koşulları ile çok yüksek seviyelere çıkmış ve çalışanlar daha enformel, daha ilkel ve daha tehlikeli koşullarda çalışmak durumunda kalmıştır, bu “derme çatma” çalışma ortamları ve ekipmanları kesinlikle İSG standartlarına uygun değildir. Bu örnekte de görüleceği gibi yeni çalışma modeli kazanımları ve kayıplarıyla iş sağlığı ve güvenliği alanında yeni tartışmalara açıktır. Burada çalışandan yana fırsatlar yaratmak ve onlar için daha güvenli ve sağlıklı çalışma ortamları oluşturmak İSG profesyonellerinin gelecekteki önemli teorik konularından biri olacaktır.
Yeni İklim Düzeni: Yeşil Ekonomiye Geçiş
2023 yılının dünya tarihinde kaydedilen en sıcak yıl olmasıyla birlikte, iklim değişikliğinin giderek artan bir şekilde bir sağlık ve güvenlik sorunu olarak kabul edileceği aşikar hale gelmiştir. (İklim değişikliği denince artan sıcaklıklar tek konu değildir. Aşırı hava olayları, sıcaklık stresi, ultraviyole radyasyon, orman yangınları, vektör kaynaklı/hayvansal hastalıklar dahil bulaşıcı hastalıklar, aeroalerjenler, hava kirliliği ve pestisit kullanımı, iklim değişikliğinin neden olabileceği veya şiddetlendirdiği tehlikelerden sadece bazılarıdır.) Bu gerçek, toplumları bu konuda daha hassas hale getirmiş ve özellikle son 20 yılda toplumların çevre ve sosyal sorumluluk anlamında global ve yerel şirketlerden beklentileri çok artmıştır. Karbon ayak izinden daha adil ve eşit bir çalışma dünyası yaratılmasına kadar birçok konuda şirketler mercek altındalar. Bu anlamda, iş yerindeki sağlık ve güvenlikle ilgili kararların ve eylemlerin, yeşil ekonomiye geçişte kritik bir rol oynama ve dolaylı olarak global yapısal eşitsizlikleri ortadan kaldırma gücü çok fazla olacaktır. Başka bir deyişle, çevresel sürdürülebilirlik giderek daha fazla şekilde bir İSG konusu olarak görülmektedir.
Çevresel sürdürülebilirlik için yeşil dönüşüm (yeşil ekonomiye geçiş) ve “Net Sıfır” hedefine yönelik çaba, gelecekteki çalışma dünyasını giderek daha fazla şekillendirecektir. Bu dönüşüm, iş gücü piyasasında bir kaymaya neden olacak ve belirli sektörlerde (örneğin, fosil yakıt çıkarımı) istihdamı zamanla azaltırken; doğa temelli çözümler, karbon azaltma ve ortadan kaldırma teknolojileri ve döngüsel ekonomi gibi alanlarda yeni iş fırsatları yaratacaktır. Bu iş gücü piyasası kayması ile beraber ortaya çıkacak olan yeni endüstriler, yeni işler, yeni yöntemler, yeni malzemeler ve yakıtlar, çalışanların dünyasını dönüştürecek ve onlar için yeni sağlık, güvenlik ve refah risklerinin yanı sıra fırsatları da ortaya çıkaracaktır. Yeşil dönüşümün aciliyeti, tüm bu yenilikler etrafındaki sağlık ve güvenlik bilgisinin yeterince gelişmemiş olabileceği anlamına gelebilir. Bu aciliyet de haliyle İSG alanında bilgi, mentorluk ve uluslararası iş birliği için büyük bir talep yaratacaktır. Burada İSG sektörü için açılan yeni alan; yeşil işlerin ve yeni yeşil teknolojilerin ortaya çıkardığı yeni tehlikelerle başa çıkmak için yeni beceri kombinasyonları geliştirmektir. Geleneksel İSG bilgileri ve metotları bu koşullara basitçe aktarılabilir değildir. Örneğin bir yeşil işçi, solar tabanlı bir su ısıtıcı kazanının kurulumunu yapabilmek için çatı ustası, tesisatçı ve elektrikçi becerilerine sahip olmalıdır. Bir İSG profesyoneli de risk analizini, kontrollerini ve eğitimlerini bu doğrultuda dönüştürmelidir.
“Yeşil işlerin” gerçekten sürdürülebilir olması için çevrenin yanı sıra çalışanların güvenliği ve sağlığının da bundan yarar gördüğünden emin olmamız gerekir. Yeşil ekonomi de, diğer alanlarda olduğu gibi, iyi İSG pratikleri, rekabetçiliği ve verimliliği artırmada hayati bir rol oynar. Hızla gelişen bu alanda, çevre için iyi olanın çalışanlar için de iyi olmasını sağlamamız gerekir.
Sonuç Olarak;
Gelişen ve Değişen İSG Mesleği
İş sağlığı ve güvenliğinin geleceğine baktığımızda, proaktif ve uyarlanabilir stratejilerin gerekli olduğu açıktır. Teknolojik ilerlemeleri benimseyerek yeni çalışma modellerine ayak uydurarak ve çalışanların çevre ile uyumlu bütünsel refahını öncelik haline getirerek, işletmeler daha güvenli ve sağlıklı çalışma ortamları yaratabilir. Başarının anahtarı, sürekli iyileştirme ve her organizasyonun en değerli varlığı olan insanlarını koruma taahhüdüdür.
3 Haziran 2024 tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Genel Direktörü Gilbert F. Houngbo, 112. Uluslararası Çalışma Konferansı’nın (ILC) açılış konuşmasında mevcut çalışma (iş ve emek) dünyasının durumu hakkında “karışık duygular” içinde olduğunu ifade etti. Fransızca’dan İngilizce’ye “ambivalence” kelimesi ile tercüme edilen bu duygu, aslında çalışma dünyasındaki mevcut karışık durumu anlatmak için kullanılabilecek gayet doğru bir kelime. Bu yazıda bahsettiğimiz tüm değişim ve dönüşümlere baktığımızda da ortada karışık ve kompleks birçok olgu eş zamanlı ilerliyor. İSG sektörü de çalışma dünyasındaki tüm bu değişimlerin tam ortasında olmasa bile merkezine yakın bir noktada yer alıyor ve İSG profesyonelleri ve diğer paydaşlardan uygun yol haritalarının geliştirilmesini bekliyor.
Gelecek için bugünden yapılması gereken İSG profesyonelleri ve gönüllülerinin, daha sağlıklı ve güvenli bir geleceğin iş gücünü inşa etmek için uygun İSG farkındalığına, becerilerine ve bilgisine sahip olmalarını sağlamak. Bunlar arasında “soft skill” diye geçen sosyal becerilerin, dijital becerilerin ve etik karar verme becerisinin geliştirilmesi de yer almaktadır. Bu doğrultuda hazırlanacak aksiyon planları, İSG ve İSG mesleğinin gelecekteki sınırlarını ve konumunu net bir şekilde tanımlamayı, beceri ihtiyaçlarını belirlemeyi ve uygun eğitim, mesleki eğitim ve yaşam boyu öğrenmeyi desteklemeyi içermelidir.
Kaynaklar:
-
EU-OSHA, “Key trends and drivers of change in information and communication technologies and work location”. Rapor için: https://osha.europa.eu/en/publications/key-trends-and-drivers-change-information-and-communication-technologies-and-work
-
Arup & IOSH, “Towards a safe and healthy future of work”. Rapor için: https://read.iosh.com/future-of-work/foreword
-
Bugün tanımlaması zor, farklı bir global ekonomi alanı var. Kısa vadeli sözleşmeler, serbest çalışma modelleri, serbest meslek rolleri, geçici işler ve platform tabanlı çalışma modellerinin artmasıyla geçici ekonomi (gig economy) olarak adlandırılaran bu yeni alan COVID-19 sonrası birçok sektörde çalışma hayatını ele geçirmiştir. (Örneğin ABD’de, çalışanların %10’undan fazlası ana gelirleri için geçici işlere güvenmektedir.) Bu işler, teslimat işlerinden tasarım/yazılım projelerindeki serbest görevlere kadar çeşitlenmektedir. Genellikle dijital platformlar aracılığıyla kolayca erişilebilirler ve birçok kişinin esnek modern yaşam tarzına uygundurlar. Bu işler, geleneksel istihdamın sunduğu sosyal koruma ve haklar olmadan sunulur, özel sağlık sigortası veya ücretli hastalık izni gibi birçok güvenlik ağı edilmiş durumdadır. Günümüzde, giderek artan sayıda çalışan, genellikle yetersiz İSG koşullarıyla ve İSG korumalarından yoksun olan standart dışı istihdam biçimlerinde çalışmaktadır.
-
ILO’nun 26 Kasım 2023 tarihli “A call for safer and healthier working environments” raporuna şu linkten ulaşabilirsiniz: https://www.ilo.org/publications/call-safer-and-healthier-working-environments
-
Konuşma metnine ve videoya şu linkten erişebilirsiniz: https://www.ilo.org/resource/statement/ilc/112/opening-address-director-general-112th-international-labour-conference